Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının ve Hakem Kararlarının Tenfizi

Yabancı mahkeme kararları ve hakem kararları Türkiye'de kendiliğinden icra edilemez. Alacaklılar, yatırımcılar ve uluslararası işletmeler; yurt dışında dava açmadan ya da Türkiye'deki mal varlığından tahsilat aramadan önce tanıma ve tenfiz sürecini anlamalıdır.

Terziolu & Partners11 dk okuma
Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının ve Hakem Kararlarının Tenfizi

Uluslararası işlemler çoğu zaman birden fazla yargı çevresine yayılan taraflar, mal varlıkları ve uyuşmazlıklar içerir. Bir şirket İngiltere'de, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Avrupa'da veya başka bir ülkede bir karar alabilir; ancak borçlunun mal varlığının Türkiye'de bulunduğunu görebilir. Benzer biçimde bir taraf, uluslararası bir tahkimde hakem kararı alabilir ve bu kararı Türkiye'deki mal varlığından etkili bir tahsilata dönüştürmesi gerekebilir.

Bu gibi hâllerde hukuki soru, yalnızca alacaklının uyuşmazlığı yurt dışında kazanıp kazanmadığı değildir. Daha pratik soru, o yabancı kararın Türkiye'de tanınıp tenfiz edilip nihayetinde tahsil edilip edilemeyeceğidir. Bu rehber, konuya ilişkin temel hukuki ve stratejik meseleleri açıklar.

1. Tanıma ve tenfiz aynı şey değildir

"Tanıma" ve "tenfiz" terimleri çoğu zaman birlikte kullanılır, ancak farklı hukuki işlevler görür.

Tanıma, yabancı bir mahkeme kararının veya hakem kararının Türkiye'de hukuki etkiye sahip olduğunun kabul edilmesi demektir. Yabancı kararın bir hukuki duruma, kesin bir tespite veya bir savunmaya dayanak olarak ileri sürüldüğü hâllerde önem taşıyabilir.

Tenfiz daha ileri gider. Lehine karar verilen tarafa; ifayı zorlamak, para tahsil etmek, mal varlığına haciz koymak veya kararı başka şekilde fiilen hayata geçirmek için Türk icra mekanizmalarını kullanma imkânı verir.

Bu nedenle yabancı bir karar, hukuki durum bakımından önemli olabilir; ancak ödeme veya cebri ifa gerekiyorsa genellikle tenfiz gerekecektir.

2. Yabancı mahkeme kararları kendiliğinden icra edilemez

Yabancı bir mahkeme kararı, yalnızca verildiği ülkede kesinleşmiş olduğu için kendiliğinden icra edilebilir hâle gelmez. Yabancı bir hukuk kararının Türkiye'de tenfiz edilebilmesinden önce, yetkili bir Türk mahkemesinin, uygulanacak Türk milletlerarası özel hukuk kuralları uyarınca kararın tenfiz edilebilir olduğuna karar vermesi gerekir.

Bu, yabancı bir mahkeme kararına sahip alacaklının, Türkiye'deki mal varlığına karşı icraya başlamadan önce ek bir Türk mahkeme süreci öngörmesi gerektiği anlamına gelir. Tenfiz süreci, yabancı davanın esastan yeniden yargılanması değildir; ancak Türk mahkemesi, tenfiz için aranan hukuki koşulların yerine getirilip getirilmediğini inceler.

3. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi koşulları

Yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de tenfiz edilebilirliği genellikle birkaç koşula bağlıdır. Bunlar arasında şunlar bulunabilir:

  • kararın, verildiği ülke hukukuna göre kesin ve bağlayıcı olması;
  • kararın bir hukuk (özel hukuk) meselesine ilişkin olması;
  • uygulanabildiği ölçüde Türkiye ile menşe ülke arasında karşılıklılık bulunması;
  • yabancı mahkemenin, Türk münhasır yetki kurallarıyla bağdaşmaz sayılacak biçimde yetki kullanmamış olması;
  • kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması;
  • davalının, usulüne uygun şekilde davet edilmiş veya hukuki dinlenilme hakkı standartlarına uygun olarak temsil edilmiş olması; ve
  • kararın, davalının savunma hakkını ihlal etmemesi.

En sık ihtilaf konusu olan hususlar çoğu zaman hukuki dinlenilme hakkı, kamu düzeni, yetki ve kesinleşmedir. Bu nedenle alacaklı, Türkiye'de dava açmadan önce yabancı kararı ve dayandığı usulü gözden geçirmelidir.

4. Genellikle gereken belgeler

Belgelere ilişkin kesin gereklilikler; olaya, menşe ülkeye ve tenfizin talep edildiği mahkemeye göre değişir. Yine de bir tenfiz başvurusu genellikle şunları gerektirir: yabancı kararın aslı veya onaylı sureti; kararın kesinleştiğine dair delil; onaylı Türkçe çeviriler; gerektiğinde apostil veya tasdik; Türk vekil için vekâletname; gerektiğinde tebligata ve temsile ilişkin delil; ve tarafların kimliğini ve talebin niteliğini gösteren destekleyici belgeler.

Onay, tasdik, çeviri veya kesinleşme ispatındaki hatalar süreci geciktirebilir. Bu nedenle uluslararası alacaklılar, gerekli usul belgelerini tenfiz aşamasını beklemeden, yabancı dava henüz tazeyken yabancı mahkemeden toplamalıdır.

5. Doğru Türk mahkemesinin seçimi

Yetkili mahkeme, meselenin niteliğine ve uygulanacak usul kurallarına bağlıdır. Birçok hâlde başvuru, davalının yerleşim yeri, ikametgâhı veya ilgili mal varlığı üzerinde yetkili bir Türk hukuk mahkemesi önünde açılır. Davalının Türkiye'de yerleşim yeri veya ikametgâhı yoksa, mal varlığının bulunduğu yer pratik olarak önem kazanabilir.

Başvurudan önce alacaklı şunları belirlemelidir: borçlunun nerede olduğu; borçlunun Türkiye'de mal varlığı olup olmadığı; bu mal varlığının taşınır, taşınmaz, banka hesabı, alacak veya hisse senedi olup olmadığı; acil ihtiyati koruma gerekip gerekmediği; ve paralel icra veya sulh görüşmelerinin yürütülmesi gerekip gerekmediği.

Teknik olarak geçerli bir tenfiz kararı, tahsil edilebilir bir mal varlığı bulunamıyorsa sınırlı değer taşıyabilir.

6. Kamu düzeni itirazları

Türk mahkemeleri, yabancı karar Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunda tanıma veya tenfizi reddedebilir. Kamu düzeni, yabancı uyuşmazlığın esasını yeniden tartışmak için genel bir davet değildir: Türk mahkemesi, olaylara veya hukuka ilişkin kendi görüşünü yabancı mahkemeninkinin yerine basitçe koymamalıdır.

Bununla birlikte, yabancı karar veya dayandığı usul; temel hukuk ilkeleri, hukuki dinlenilme hakkı, savunma hakları veya Türk hukukunun esaslı standartlarıyla temelden bağdaşmaz olduğunda kamu düzeni itirazları gündeme gelebilir. Alacaklılar; borçluların, özellikle yüksek değerli ticari uyuşmazlıklarda, hile iddialarında, cezai (ibret verici) tazminatlarda, iflasla ilgili uyuşmazlıklarda veya sıkı düzenlemeye tabi alanlarda kamu düzeni argümanlarına dayanmaya çalışabileceğini öngörmelidir.

7. Hukuki dinlenilme hakkı ve tebligat

Usulsüz tebligat, sınır ötesi tenfizdeki en pratik risklerden biridir. Davalı usulüne uygun davet edilmemişse, kendisini savunma imkânı tanınmamışsa veya yabancı yargılama esaslı savunma haklarını ihlal etmişse, tenfize itiraz edilebilir.

Bu nedenle yabancı dava planlayan bir davacı, Türkiye'deki tenfiz edilebilirliği daha asıl yargılamanın başından itibaren göz önünde bulundurmalıdır. Önemli sorular şunlardır: Tebligat doğru uluslararası kanaldan yapıldı mı? Davalıya yanıt için yeterli süre tanındı mı? Çeviri gerekti mi? Gıyabi karar verildi mi? Davalı yargılamaya katıldı mı? Tebligatın usulüne uygun tamamlandığını gösteren belge var mı?

Yurt dışında hızla alınan bir karar, usuli kısa yollar sonradan hukuki dinlenilme itirazları doğuruyorsa tenfizi güç hâle gelebilir.

8. Karşılıklılık

Yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde karşılıklılık önem taşıyabilir. Bu, Türk mahkemelerinin; uygulanacak hukuki çerçeveye göre, Türkiye'den verilen kararların yabancı kararın verildiği ülkede tenfiz edilip edilemeyeceğini dikkate alabileceği anlamına gelir. Karşılıklılık; bir antlaşmadan, kanundan veya fiilî uygulamadan doğabilir.

Bu husus, tenfiz davası açılmadan önce belirli menşe ülke bakımından incelenmelidir. Güvenilir bir karşılıklılığın bulunmadığı hâllerde alacaklıların; tahkim, teminat düzenlemeleri veya doğrudan Türkiye'de dava dahil alternatif stratejileri değerlendirmesi gerekebilir.

9. Yabancı hakem kararlarının tenfizi

Yabancı hakem kararları, yabancı mahkeme kararlarından farklı muameleye tabidir. Türkiye, yaygın adıyla New York Sözleşmesi olarak bilinen Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkında Sözleşme'ye taraftır; bu sözleşme, yabancı hakem kararlarının tenfizi için uluslararası düzeyde kabul görmüş bir çerçeve sağlar.

Uygulamada bu durum, tahkimi çoğu zaman Türk taraflar veya mal varlıkları içeren sınır ötesi ticari uyuşmazlıklar için önemli bir mekanizma hâline getirir. Yabancı bir hakem kararının Türkiye'de tenfizini isteyen taraf yine de bir Türk mahkemesine başvurmak zorundadır; ancak mahkemenin incelemesi genellikle esasın tümüyle yeniden ele alınmasıyla değil, kabul edilen ret sebepleriyle sınırlıdır.

10. Hakem kararları için gereken belgeler

Yabancı bir hakem kararının tenfizi başvurusu genellikle şunları gerektirir: hakem kararının aslı veya onaylı sureti; tahkim anlaşması veya tahkim şartı; gerektiğinde kararın kesin ve bağlayıcı olduğuna dair delil; onaylı Türkçe çeviriler; gerektiğinde apostil veya tasdik; ve Türk vekil için vekâletname.

Tahkim anlaşması özellikle önemlidir. Tahkim şartı kötü kaleme alınmış, imzalanmamış, belirsiz bir atıfla dâhil edilmiş veya ihtilaflıysa, borçlu, geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunmadığı temelinde tenfize itiraz edebilir.

11. Hakem kararlarının tenfizinin reddi sebepleri

Bir Türk mahkemesi, yabancı bir hakem kararının tenfizini sınırlı sebeplerle reddedebilir. Bunlar arasında şunlar bulunabilir: tahkim anlaşmasının geçersizliği; usulüne uygun bildirimin yapılmaması; bir tarafın iddialarını sunamaması; kararın tahkim anlaşmasının kapsamını aşması; hakem kurulunun usulsüz oluşturulması; kararın henüz bağlayıcı olmaması veya tahkim yerinde iptal edilmiş olması; uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması; ve tenfizin Türk kamu düzenine aykırı olması.

Bu sebepler, kaybeden tarafın uyuşmazlığın tamamını yeniden görmesine izin vermek amacını taşımaz. Yine de tahkim şartı, usul geçmişi veya karar metni itiraza açık kaldığında tenfiz ihtilaflı ve zaman alıcı hâle gelebilir.

12. Sözleşmenin kaleme alınması neden önemlidir

Tenfiz aşaması çoğu zaman sözleşmenin kaleme alındığı aşamada verilen kararlarla şekillenir. İyi hazırlanmış bir uyuşmazlık çözümü maddesi şunları ele almalıdır: uyuşmazlıkların mahkemece mi yoksa tahkimle mi çözüleceği; tahkim yeri; tahkim kurumu; hakem sayısı; yargılama dili; uygulanacak hukuk; acil veya ihtiyati koruma; bağlantılı uyuşmazlıkların birleştirilmesi; gizlilik; ve bildirimlerin tebliği.

Mahkeme yetkisine ilişkin maddelerde taraflar, ortaya çıkacak kararın, karşı tarafın mal varlığının muhtemelen bulunacağı yerde tenfiz edilebilir olup olmayacağını değerlendirmelidir. Tahkim maddelerinde taraflar, maddenin geçerli, açık ve işleme uygun olmasını sağlamalıdır. Bir uyuşmazlık çözümü maddesi; taraflar, mal varlığının yeri, işlem değeri ve tenfiz stratejisi düşünülmeden başka bir sözleşmeden kopyalanmamalıdır.

13. İhtiyati tedbirler ve mal varlığının korunması

Bir alacaklının, tanıma veya tenfiz süreci tamamlanmadan önce mal varlığını koruması gerekebilir. Koşullara göre Türk hukuku, alacağın pratik değerini korumak için ihtiyati tedbire veya ihtiyati hacze izin verebilir. İhtiyati korumanın varlığı ve koşulları; alacağın türüne, mevcut delile, tahsil edilememe riskine ve mahkemenin isteyebileceği teminata bağlıdır.

Borçlunun, tenfiz tamamlanmadan mal varlığını devredebileceği, gizleyebileceği veya eritebileceği endişesi varsa ihtiyati koruma değerlendirilmelidir. Zamanlama kritiktir: mal varlığının korunması çok geç bırakılırsa, alacaklı tanıma veya tenfiz alabilir ama yine de tahsil edemeyebilir.

14. Tanımadan sonra icra (tenfiz)

Yabancı bir mahkeme kararı veya hakem kararı tanınıp tenfiz edilebilir ilan edildikten sonra, alacaklı Türk icra mekanizmaları üzerinden ilerleyebilir. Olaya göre icra; banka hesaplarına haciz; taşınırların haczi; alacakların haczi; hisse senetleri üzerine icra; taşınmaz üzerine icra; haczedilen malların satışı; veya diğer kanuni icra usullerini içerebilir.

Borçlu, yargılamanın niteliğine göre icra süreci içinde hâlâ itiraz ileri sürebilir. Bu nedenle alacaklılar; yurt dışında lehte bir karar almak, Türkiye'de tanıma veya tenfiz elde etmek ve bu kararı fiilî tahsilata dönüştürmek arasında ayrım yapmalıdır. Her aşama ayrı planlama gerektirir.

15. Sulh stratejisi

Tanıma ve tenfiz davaları, sulh için kaldıraç da yaratabilir. Türkiye'de mal varlığı, ticari faaliyeti veya itibar açısından maruziyeti olan bir borçlu, icra tedbirleriyle karşılaşmaktansa uyuşmazlığı çözmeyi tercih edebilir.

Ancak sulh stratejisi dikkatle kurgulanmalıdır. Bir sulh anlaşması şunları ele almalıdır: tutar ve para birimi; ödeme takvimi; temerrüt sonuçları; teminat; gizlilik; vergi muamelesi; taleplerden feragat; davaların geri alınması veya durdurulması; masraflar; ve sulhün kendisinin icrası. Sulh sınır ötesiyse taraflar, anlaşmanın ilgili tüm yargı çevrelerinde tenfiz edilebilir olup olmayacağını değerlendirmelidir.

16. Yabancı dava açmadan önce stratejik planlama

Taraflar çoğu zaman, tenfize yeterli önem vermeden yabancı dava veya tahkimi kazanmaya odaklanır. Yurt dışında dava açmadan önce bir davacı şunları sormalıdır: Borçlunun mal varlığı nerede? Bu mal varlığı Türkiye'de mi? Yabancı karar Türkiye'de tenfiz edilebilir mi? Tahkim, mahkemeye göre tercih edilir mi? Seçilen mahkeme veya hakem kurulu uygun mu? Tebligat ve bildirim, Türk tenfiz standartlarını karşılayacak mı? İhtiyati tedbirler erken aranmalı mı? Teminat mevcut mu? Bağlantılı Türk davaları var mı? Sulh ticari olarak tercih edilir mi?

En iyi tenfiz stratejisi çoğu zaman ilk dava açılmadan önce başlar.

17. Sınır ötesi tenfizde yaygın hatalar

Uluslararası alacaklılar şunlardan kaçınmalıdır: yabancı bir kararın Türkiye'de kendiliğinden tenfiz edilebilir olduğunu varsaymak; yabancı kararın kesinleştiğine dair delil almamak; kusurlu veya muğlak bir tahkim şartı kullanmak; asıl yargılamada tebligat gerekliliklerini göz ardı etmek; mal varlığı araştırmasını karardan sonraya bırakmak; ihtiyati tedbirleri atlamak; belgeleri doğru çevirip tasdik etmemek; tanıma ile tenfizi aynı şey saymak; mal varlığının yerini analiz etmeden dava yürütmek; borçlu itirazlarını küçümsemek; ve hukuki stratejiyi ticari tahsilat stratejisinden ayırmak.

Bu hatalardan kaçınmak, tahsilat ihtimalini belirgin biçimde artırabilir.

Pratik kontrol listesi

Türkiye'de tanıma veya tenfiz aramadan önce bir alacaklı şunları değerlendirmelidir:

  1. Yabancı karar kesin ve bağlayıcı mı?
  2. Karar bir hukuk veya ticari mahkeme kararı mı?
  3. Tanıma mı, tenfiz mi gerekiyor?
  4. Hangi Türk mahkemesi yetkili?
  5. Borçlunun mal varlığı Türkiye'de mi?
  6. Acil ihtiyati tedbir gerekli mi?
  7. Yabancı yargılamada tebligat ve savunma haklarına uyuldu mu?
  8. Apostil, tasdik ve çeviri gereklilikleri karşılandı mı?
  9. Karşılıklılık ilgili mi?
  10. Herhangi bir kamu düzeni riski var mı?
  11. Tahkim anlaşması uyuşmazlığı açıkça kapsıyor mu?
  12. Karar, tahkim yerinde iptal edildi mi veya durduruldu mu?
  13. Uyuşmazlık Türk hukukuna göre tahkime elverişli mi?
  14. Tenfizden sonra gerçekçi bir tahsilat stratejisi var mı?
  15. Tenfizle birlikte sulh de aranmalı mı?

Sıkça sorulan sorular

Yabancı bir mahkeme kararı Türkiye'de doğrudan icra edilebilir mi?

Hayır. Yabancı bir mahkeme kararı, Türkiye'de cebri icraya geçilebilmesi için genellikle tanıma veya tenfiz kararı veren bir Türk mahkemesi kararını gerektirir.

Tanıma ile tenfiz farklı mıdır?

Evet. Tanıma, yabancı kararın hukuki etkisinin kabul edilmesidir. Tenfiz ise mal varlığından tahsilat gibi cebri icraya izin verir.

Yabancı bir hakem kararı Türkiye'de tenfiz edilebilir mi?

Evet, uygulanabilir koşullara tabi olarak. Türkiye New York Sözleşmesi'ne taraftır ve yabancı hakem kararları Türk mahkemeleri önünde görülecek bir süreçle tenfiz edilebilir.

Türk mahkemesi yabancı uyuşmazlığın esasını inceler mi?

Türk mahkemesi genellikle esasa ilişkin tam bir yeniden yargılama yapmaz. Ancak tanıma veya tenfiz için aranan kanuni koşulları ve kabul edilen ret sebeplerini inceler.

Tenfize karşı yaygın itirazlar nelerdir?

Yaygın itirazlar arasında kesinleşmemiş olma, usulsüz tebligat, savunma hakkının ihlali, kamu düzeni, yabancı mahkeme kararlarında karşılıklılığın bulunmaması, geçersiz tahkim anlaşması ve hakemin yetkisini aşması yer alır.

Tahkim, mahkemeden daha mı iyidir?

İşleme bağlıdır. Tahkim; sınır ötesi icra edilebilirlik, gizlilik ve tarafsızlık bakımından avantaj sağlayabilir. Ancak maliyetli olabilir ve doğru hazırlanmış bir tahkim anlaşmasına dayanmalıdır.

Tenfiz tamamlanmadan önce mal varlığı korunabilir mi?

Olayın koşullarına göre ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz mümkün olabilir. Alacaklı hızlı hareket etmeli ve alacağa ve riske ilişkin yeterli delil sunmalıdır.

Tenfiz ne kadar sürer?

Süre; mahkemeye, itirazların karmaşıklığına, belgelerin eksiksizliğine, kanun yollarına ve icra aşamalarına bağlıdır. İhtilaflı davalar, itirazsız başvurulardan çok daha uzun sürebilir.

Sonuç

Yabancı bir mahkeme kararı veya hakem kararı, ancak pratik bir tahsilata dönüştürülebildiğinde değerlidir. Türk taraflarla veya Türkiye'deki mal varlıklarıyla ilgili alacakları olan taraflar için tenfiz stratejisi, yabancı dava sonuçlanana kadar bekletilmemelidir. Sözleşme kaleme alınırken, uyuşmazlık doğduğunda ve dava açılmadan önce değerlendirilmelidir.

Temel sorular hukuki olduğu kadar pratiktir de: mal varlığı nerede, hangi usul gerekiyor, hangi itirazlar doğabilir ve karar fiilî tahsilata nasıl dönüştürülebilir?

Terziolu & Partners size nasıl destek olabilir?

İşletmelere, yatırımcılara ve özel müvekkillere; uyuşmazlık çözümü, sınır ötesi tenfiz ve Türkiye bağlantılı ticari meselelerde danışmanlık veririz. Çalışmalarımız; yabancı kararların ve hakem kararlarının incelenmesini; Türkiye'de tanıma ve tenfiz ihtimallerinin değerlendirilmesini; tenfiz başvurularının hazırlanmasını; tahkim ve yetki maddelerine ilişkin danışmanlığı; yabancı hukukçularla koordinasyonu; Türkiye'deki mal varlığına ilişkin meselelerin tespitini; uygun hâllerde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz aranmasını; sulh görüşmelerinin yönetilmesini; Türk icra süreçlerine destek verilmesini; ve dava veya tahkim başlamadan önce uyuşmazlık stratejisine ilişkin danışmanlığı içerebilir.

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Tanıma ve tenfiz gereklilikleri; menşe ülkeye, kararın türüne, tahkim anlaşmasına, uyuşmazlığın niteliğine, borçlunun durumuna, mal varlığının yerine ve danışmanlığın alındığı tarihe göre değişebilir. Bu yayına dayanarak herhangi bir işlem yapılmamalı veya işlemden kaçınılmamalıdır. Türkiye'de dava açmadan, tenfiz aramadan veya bir yabancı karara ya da hakem kararına dayanmadan önce özel hukuki danışmanlık alınmalıdır. Terziolu & Partners'a gönderilen bir başvuru, yazılı olarak resmen kabul edilmedikçe avukat–müvekkil ilişkisi kurmaz.