Türkiye'de Sigortada Kanuni Halefiyet ve Rücu: Ödemenin Ardındaki Alacağın Korunması

Sigorta tazminatının ödenmesi, sigortalının üçüncü kişiye karşı mevcut talebini sigortacıya geçirebilir; ancak bu talebi iyileştirmez. Sigortacı poliçe kapsamında tamamen geçerli bir hasarı ödeyebilir ve buna rağmen geri alımın bir sorumluluk üst sınırı, dolmuş bir zamanaşımı süresi, bir tahkim anlaşması, eksik delil veya sigortalının daha önce verdiği bir ibra ile sınırlandığını görebilir. Bu bilgi notu, Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 ve 1481 inci maddeleri uyarınca kanuni halefiyeti, hasar süreci boyunca geri alım haklarının korunmasını, zamanaşımı ve yetkiyi, kısmi tazmini, riskin sözleşmesel dağılımını, çok taraflı hasarları ve sınır ötesi icrayı incelemektedir.

Terziolu & Partners18 dk okuma
Türkiye'de Sigortada Kanuni Halefiyet ve Rücu: Ödemenin Ardındaki Alacağın Korunması

Sigorta tazminatının ödenmesi alacaklının kimliğini değiştirir; zarardan sorumlu kişiye karşı ileri sürülecek talebi kural olarak iyileştirmez.

Bu tespit, Türk hukukunda sigortada kanuni halefiyetin merkezinde yer alır ve büyük geri alım dosyalarında karşılaşılan pek çok güçlüğü açıklar. Sigortacı, poliçesi kapsamında tamamen geçerli bir hasarı ödemiş olabilir; buna rağmen üçüncü kişiye karşı geri alımın bir sorumluluk üst sınırı, dolmuş bir zamanaşımı süresi, bir tahkim anlaşması, yetersiz delil, birlikte kusur veya sigortalının daha önce verdiği bir ibra sebebiyle sınırlandığını görebilir.

Büyük ticari hasarları yöneten sigortacılar bakımından halefiyet, bu nedenle teminat incelemesinden farklı bir sorgulamayı gerektirir. Teminat dosyası, poliçenin karşılık verip vermediğini ve hangi tutarda karşılık verdiğini sorar. Geri alım dosyası ise sigortalının bir başka kişiye karşı hangi hakka sahip olduğunu, bu hakkın hâlâ mevcut olup olmadığını ve bugün ne ölçüde etkili biçimde icra edilebileceğini sorar. Bu iki sorgulama örtüşür, ancak birbirinin yerine geçmez ve Türkiye'de sigorta uyuşmazlıkları rehberimizde ele alınan teminat sorularıyla yan yana durur.

Türk hukuku bu alanın kanuni temelini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1472 ve 1481 inci maddeleri ile kurar. Bu hükümlerin uygulanması; ödemenin yüksek olabildiği ve altta yatan ilişkilerin birden çok sözleşmeyi, birden çok muhtemel sorumluyu ve birden fazla yargı çevresini kapsayabildiği büyük mal, yük, inşaat, mühendislik ve sorumluluk hasarlarında çok daha fazla önem kazanır.

1. Kanuni Halefiyet ve Kazanılan Hakkın Niteliği

1472 nci madde mal sigortalarında halefiyeti düzenler. Sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra, ödediği tutara kadar, zarardan sorumlu olanlara karşı sigortalının sahip olduğu dava hakkına kanunen halef olur.

Mekanizma kanunidir. 1472 nci maddenin öngördüğü geçişin doğması için olağan bir alacak temliki gerekmez.

Bununla birlikte hükmün lafzı, sınırları bakımından da en az o kadar açıktır. Sigortacıya geçen şey sigortalının mevcut hakkıdır ve yalnızca sigorta ödemesi ölçüsünde geçer. Sorumlu kişiye karşı dava veya takip zaten başlatılmışsa, sigortacı ödemesini ispat ederek bunları ulaşılan noktadan itibaren sürdürebilir. Zararın yalnızca bir kısmı tazmin edilmişse, sigortalı karşılanmayan bakiye bakımından hakkını korur.

Sorumluluk sigortası 1481 inci maddede ayrıca ele alınmıştır. Kanun metni aynı temel mantığı izler: ödemeden sonra sigortacı, tazmin ettiği tutar ölçüsünde, zarardan sorumlu kişilere karşı sigortalının talebine halef olur. Hüküm ayrıca mevcut davaların sürdürülmesini ve sigortalının ya da zarar görenin sigortacıya geçmiş hakları zedelemesi hâlindeki sorumluluğu açıkça düzenler.

Hukuki sonuç çoğu kez kısaca rücu olarak adlandırılır. Bu kısaltma yanıltıcı olabilir.

Üçüncü kişi konumundaki zarar verene karşı ileri sürülen halefiyete dayalı talep, sigortacının kendi sigortalısına karşı sahip olduğu sözleşmesel veya kanuni rücu hakkı ile zorunlu olarak aynı hukuki talep değildir. Zorunlu sigortalarda, trafik sigortasında ve diğer özel rejimlerde sigortacı, sigortacı ile sigortalı arasındaki ilişkide sonradan sigortalıya rücu etmesine imkân veren sebepler bulunmasına rağmen zarar göreni tazmin etmek zorunda kalabilir. Bu durum, sigortalının dışarıdaki bir zarar verene karşı sahip olduğu mevcut talebi devralmaktan analitik olarak farklıdır.

Çekişmeli bir dosyada hukuki dayanak bu nedenle, rücu kelimesi sanki sorunun cevabıymış gibi kullanılmadan önce belirlenmelidir. Sigorta teminatı ve hasar uyuşmazlıkları ile geri alım stratejisinin iki ayrı iş değil tek bir bütün olarak yürütülmesi gereken nokta tam olarak burasıdır.

Talebin türev niteliği

Türk yargı içtihadı sigortacıyı, poliçe ödemesiyle doğan bağımsız bir alacağın sahibi olarak değil, uzun zamandır kanuni halef olarak değerlendirmektedir.

Klasik formülasyon, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22 Mart 1944 tarihli, E. 1939/37, K. 1944/9 sayılı kararında yer alır. Güncel kararlarda da anılmaya devam eden gerekçe, sigortacının sorumlu kişiye karşı talebini sigorta poliçesinden doğan uyuşmazlıktan ayırır. Halef olan sigortacı esas itibarıyla, sigortalının o davalıya karşı ileri sürebileceği hak üzerinden hareket eder.

Bu türev nitelik birkaç sonuç doğurur.

Sigortalı davalıya karşı hiçbir zaman geçerli bir dava sebebine sahip olmamışsa, sigortacı ödeme yaparak böyle bir sebep yaratmaz.

Davalı, sigortalıya karşı sözleşmesel bir sorumluluk sınırlamasına dayanabilecek idiyse, sigortacı kural olarak aynı sınırlama ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Altta yatan talep belirli bir mahkemeye, kanuni bir kurula, bir yetki anlaşmasına veya bir tahkim şartına tabi idiyse, halefiyet, davacının artık bir sigorta şirketi olması sebebiyle usule ilişkin çerçevenin ortadan kalktığını varsaymayı haklı kılmaz.

Aynı şekilde, geri alınabilecek tutar poliçe kapsamında ödenen tutarla zorunlu olarak aynı değildir. Sigortacının ödemesi kanuni halefiyetin tavanıdır; altta yatan sorumluluk ise diğer tavandır. Poliçenin, davalının sorumluluk rejiminden daha cömert biçimde karşılık verdiği hâllerde aradaki fark kendiliğinden davalıdan tahsil edilebilir hâle gelmez.

Bu sebeple geri alım incelemesi genellikle sigortalı ile muhtemel davalı arasındaki sözleşme, haksız fiil veya diğer ilişkiden başlamalıdır. Sigorta poliçesi, sigortacının neden ödediğini ortaya koyar. Tek başına, davalının bu ödemeyi neden karşılaması gerektiğini ortaya koymaz.

2. Ödeme Zorunludur, Ancak Ödemenin Hukuki Niteliği de Önem Taşır

1472 nci madde kanuni halefiyeti sigorta tazminatının ödenmesine bağlar. Buradan, özellikle sigortacının sigortalı tarafından açılmış bir davaya katılmayı amaçladığı hâllerde, ödemenin ispatının temel önemde olduğu sonucu çıkar.

Rutin bir dosyada bu çok az güçlük yaratabilir. Ancak daha büyük hasarlarda ödemenin niteliği daha yakından incelenmeyi hak edebilir.

Ticari hasarlar bazen her teminat sorunu kesin biçimde karara bağlanmadan sigortacı ile sigortalı arasında sulh yoluyla kapatılır. Ödemeler; müzakere edilmiş uzlaşmaları, tartışmalı eksper görüşlerini veya bir mahkemenin nihayetinde poliçe kapsamında kesin olarak ödenmesi gerektiğine hükmedebileceği tutarın ötesine geçen ticari mülahazaları yansıtabilir.

Bu tür sulh anlaşmalarında olağandışı bir yan yoktur. Bununla birlikte sigortacı ekonomik sonucun tamamını sonradan bir üçüncü kişiye aktarmak istediğinde, bu anlaşmalar özen gerektirir.

Sigortacı ile sigortalı arasındaki bir sulh anlaşmasının varlığı, bu anlaşmaya taraf olmayan bir davalının sorumluluğunu belirlemez. Sigortacının ödemeyi ticari açıdan uygun görmüş olması da, lütuf niteliğindeki (ex gratia) ya da ticari saikle yapılan bir ödemenin kendiliğinden kanuni halefiyet kapsamına girdiğinin varsayılmasını gerektirmez.

Bu nedenle geri alım dosyası; ödenen tazminat, sigortalı zarar ve davalının sebep olduğu ileri sürülen hukuki zarar arasındaki bağlantıyı vekilin ortaya koymasına imkân vermelidir.

Bu ayrım, poliçedeki tazminat ölçüsü ile davalının sorumluluk ölçüsünün örtüşmediği hâllerde özellikle önem kazanır.

Örneğin yenileme bedeli esaslı bir mal poliçesi, ihmalkâr bir yükleniciden talep edilebilecek tazminat ölçüsünden daha elverişli şartlarla karşılık verebilir. Bir yük poliçesi, taşıyıcıya karşı sözleşmesel veya konvansiyona dayalı sınırlara tabi kalan kalemleri tazmin edebilir. Sigortacının ödemesi, sigorta ilişkisi kapsamında neyin ödendiğinin delilidir; üçüncü kişinin ne borçlu olduğunun kesin delili değildir.

3. Zamanaşımı, Yargı Yetkisi ve Altta Yatan Talebin Diğer Nitelikleri Önemini Korur

Halefiyetin türev niteliği özellikle zamanaşımı bakımından önem taşır.

Sigortacı, ödemenin sorumlu kişiye karşı yeni bir zamanaşımı süresi başlattığı varsayımıyla hareket etmemelidir. İlgili değerlendirme kural olarak sigortacının halef olduğu asıl hakkı izler. Uygulanacak süre, bu sürenin başlangıcı ve varsa özel durma veya kesilme kuralları bu nedenle asıl dava sebebine bakılarak belirlenmelidir.

Bu, çok farklı sonuçlar doğurabilir.

Genel bir haksız fiil talebi, sözleşmeye dayalı bir tazminat talebi, uluslararası taşımadan doğan bir talep ve deniz yoluyla yük taşımasına ilişkin bir talep birbirinden farklı zamanaşımı rejimlerine tabi olabilir. Bazı taşıma konvansiyonları ve özel kanunlar, olağan ticari davalarda karşılaşılanlardan hayli kısa sürelerle işler.

Uzun süren bir hasar tespit süreci bu nedenle geri alım için mevcut zamanın önemli bir bölümünü tüketebilir.

Zamanaşımının, ödeme dosyası kapatıldıktan sonra değil büyük bir hasarın en başında araştırılması gerekmesinin sebeplerinden biri budur.

Aynı türev değerlendirme, yetkili ve görevli mahkemeyi de etkiler. Davacının sigortacı olması, halefiyete dayalı her geri alımı zorunlu olarak ticaret mahkemesinde görülecek olağan bir ticari davaya dönüştürmez. Türk içtihadı tarihsel olarak sigortalı ile davalı arasındaki asıl ilişkinin niteliğine bakmıştır ve 22 Mart 1944 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı bu bakımdan önemini korumaktadır.

Bu husus, asıl ilişkinin kat mülkiyeti hukukundan, tüketici hukukundan, taşımadan, inşaattan, deniz hukukundan veya bir başka uzmanlık alanından doğduğu hâllerde belirleyici olabilir ve doğrudan ticari davalar ve ihtiyati tedbirler planlamasına yansır.

Yabancı yetki ve tahkim şartları da aynı özeni gerektirir. Sigortacının kazandığı hak, tahkim anlaşması içeren bir sözleşmeden doğmuşsa, sigortacının talebin maddi menfaatini alırken buna bağlı uyuşmazlık çözüm mekanizmasını göz ardı edebileceğini varsaymak güvenli değildir.

Doğru değerlendirme; anlaşmanın niteliğine ve lafzına, tahkim şartına uygulanacak hukuka ve sigortacının halefiyet iddiasının dayandığı özel temele göre şekillenecektir.

4. Geri Alım Hakları, Sigorta Tazminatı Henüz Değerlendirilirken Korunmalıdır

Sigortacı ödeme yaptığında, en önemli delillerin bir kısmı çoktan kaybolmuş olabilir.

TTK bu sorunu tanımaktadır. 1448 inci madde, zararı önlemek veya azaltmak ve sigortacının üçüncü kişilere karşı rücu haklarını korumak için makul önlemlerin alınmasını gerektirir. 1472 nci madde ise sigortalının, ödemeden sonra sigortacıya geçmiş hakları zedeleyen davranışlarını ele alır. Kanuni düzen bu nedenle geri alım haklarının korunmasını, yalnızca tazminattan sonra değil hasar süreci boyunca ortaya çıkan bir mesele olarak görür.

Büyük bir mal hasarında bu ayrımın pratik bir karşılığı vardır.

Bir eksper, hasarlı ekipman kaldırıldıktan sonra da zararı miktar olarak belirleyebilir; ancak bir geri alım uzmanı ekipmanın neden arızalandığını artık ortaya koyamayabilir.

Yangında hasar gören bir tesisat, elektrik veya makine uzmanının iddia edilen ayıbı inceleme fırsatı bulmasından önce yenilenebilir.

Bir yük hasarında fiziksel hasar sigorta amaçları bakımından yeterince belgelenmişken, zararın ne zaman ve kimin zilyetliğinde meydana geldiğini gösteren deliller eksik kalabilir.

İnşaat onarımları, tam da sonraki bir talebin dayandığı işçilik veya tasarım durumunu gizleyebilir; geri alım ile altta yatan inşaat ve altyapı uyuşmazlığının birlikte değerlendirilmesi gerekmesinin sebebi budur.

Geri alım durumu bu nedenle, inandırıcı bir üçüncü kişi sebebi ortaya çıkar çıkmaz değerlendirilmelidir.

Bu, davanın vaktinden önce açılması gerektiği anlamına gelmez. Sonraki bir karar için gerekli delillerin, koşullar o kararı imkânsız kılmadan önce muhafaza edilmesi gerektiği anlamına gelir.

Hasarın niteliğine göre bu; müşterek sörvey, parçaların saklanması, adli teknik testler, fotoğraflar, kamera kayıtları, elektronik kayıtlar, bakım geçmişi, sözleşmesel ihbarlar, taşıyıcıya yöneltilen çekinceler, tanık beyanları veya bilirkişi protokollerini içerebilir.

Sigortalının, zarara sebep olduğu ileri sürülen kişiyle ilişkileri de özen gerektirir.

Bir ibra, sulh, feragat veya borç kabulü, aksi hâlde sigortacıya geçecek hakkı etkileyebilir. 1472 nci maddenin ikinci fıkrası, sigortalının halefiyet yoluyla geçen hakları zedelemesi hâline açıkça sonuç bağlamaktadır.

Mesele özellikle, sigortalının zarara sebep olduğu ileri sürülen kişiyle ilişkisini sürdürmekte süregelen bir menfaatinin bulunduğu ticari ilişkilerde hassastır.

Ticari saiklerle verilen geniş kapsamlı bir ibra, tazmin edilmiş olan sigortalı için ucuz olabilir. Geri alım hakları bu suretle etkilenen sigortacı için ise hayli pahalı olabilir.

5. Kısmi Tazmin Hukuken Basit, Ticari Açıdan Zordur

1472 nci madde, zararın sigortacı tarafından tazmin edilmeyen kısmı bakımından sigortalının talebini açıkça korur.

Kanuni düzenleme bu nedenle sigortacı ile sigortalının, aynı sorumlu kişiye karşı talebin ayrı kısımlarını elinde tutmasına imkân verir.

Bir zararın 50 milyon TL olarak belirlendiğini ve sigortacının muafiyet, poliçe limiti, eksik sigorta veya teminat dışı bir unsur sebebiyle 35 milyon TL tazmin ettiğini varsayalım. Altta yatan sorumluluk saklı kalmak kaydıyla sigortacı, ödediği tutara karşılık gelen halefiyet hakkını elinde tutarken sigortalı, sigortasız bakiyeye ilişkin talebini korur.

Davalının malvarlığı veya hukuki sorumluluğu her iki talebi de tam olarak karşılamaya yetmediğinde durum güçleşir.

TTK her iki hakkı da korumakta, ancak kısmen tazmin edilmiş bir sigortalı ile onun halefi sigortacı arasındaki her yarışmayı düzenleyen kapsamlı ve açık bir öncelik rejimi öngörmemektedir. Bu mesele son dönemde akademik ilgi görmüş, kanuni halefiyetin zararı yalnızca kısmen karşılanmış bir sigortalının aleyhine işletilip işletilemeyeceği karşılaştırmalı olarak da tartışılmıştır.

Büyük hasarlarda sorun icra aşamasına bırakılmamalıdır.

Sigortacı ile sigortalının sorumluluğun tespitinde ortak menfaati bulunabilir; ancak sınırlı bir geri alımın paylaştırılmasında ekonomik menfaatleri farklıdır. Sulh müzakereleri bu ayrışmayı hızla açığa çıkarabilir.

Toplu bir sulh teklif eden davalı tam bir ibra isteyebilir. Sigortacı, geri alım riskini yansıtan bir tutarı kabul etmeye hazır olabilirken sigortalı, karşılanmayan bakiyeyi korumak isteyebilir. Diğer bir ihtimalde sigortalı ticari ilişkinin sürdürülmesine öncelik verirken sigortacı dava yolunu tercih edebilir.

Bu menfaatler, müzakereler başlamadan önce belirlenmelidir.

Aynı sorun, birden çok sigortacının farklı katmanları veya ayrı menfaatleri teminat altına aldığı hâllerde de doğabilir. Bu gibi durumlarda, katılımcılardan herhangi biri asıl talep üzerinde sulh olmaya kalkışmadan önce geri alım yapısı haritalandırılmalıdır.

6. Riskin Sözleşmesel Dağılımı Riziko Gerçekleştikten Sonra da Geçerliliğini Korur

Sigorta, hasardan önce mevcut olan ticari sözleşmeyi yeniden yazmaz.

Yüksek değerli geri alım davalarında asıl mesele çoğu kez budur.

Sigortalı bir sorumluluk üst sınırını kabul etmiş olabilir. Sözleşme, dolaylı veya netice zararlarını sorumluluk kapsamı dışında bırakabilir. Belirli risklerin sorumluluğu bir tazmin taahhüdü ile dağıtılmış olabilir. Sözleşme; halefiyetten feragat kaydı, ek sigortalı düzenlemesi veya taraflardan birinin her iki taraf yararına sigorta yaptırma yükümlülüğünü içerebilir.

Denizcilik, lojistik, inşaat, enerji ve altyapı işlerinde sözleşmesel yapı, zararın doğrudan fiziksel sebebinden daha önemli olabilir.

Yalnızca ihmali ispatlamaya odaklanan bir sigortacı bu nedenle, ihmalin geri alınabilir bir talep doğurup doğurmadığını belirleyen hükmü gözden kaçırabilir.

Halefiyetten feragat kayıtları

Feragat kayıtları özel bir dikkat gerektirir; çünkü esasen tarafların ticari risk dağılımının bir parçası oldukları hâlde bazen sigortaya ilişkin matbu bir metin gibi değerlendirilirler.

İyi kurgulanmış bir feragat kaydı, belirli zararların proje katılımcıları veya sözleşme tarafları arasındaki davalar yoluyla geri yansıtılmak yerine sigorta programı üzerinde kalması yönünde varılan bir mutabakatı yansıtabilir.

Belirli bir kaydın bu sonucu doğurup doğurmadığı; kaydın lafzına, asıl sözleşmeye ve sigorta düzenlemelerine bağlıdır.

Zamanlama da önemlidir. Hasardan önce üzerinde mutabık kalınmış bir risk dağılımı ile olaydan sonra sigortalının mevcut bir geri alım hakkını zedelemesi arasında açık bir fark vardır.

Bu nedenle poliçe metni, zeyilnameler ve ticari sözleşme birlikte incelenmelidir.

Ticari sözleşmede yer alan ancak sigorta plasmanına gereği gibi yansıtılmamış bir feragat kaydı, sigortacı ile sigortalı arasında ayrı bir uyuşmazlık doğurabilir. Buna karşılık, bilinen bir sözleşmesel risk dağılımı dikkate alınarak düzenlenmiş bir poliçeyi kabul etmiş olan sigortacı, bu düzenlemeyi hiç var olmamış gibi değerlendirmekte güçlük yaşayabilir.

Özel sorumluluk rejimleri

Halefiyet davacıyı belirler; davalının sorumluluğunu düzenleyen hukuku bertaraf etmez.

Bir taşıyıcı, taşıma mevzuatına veya bir uluslararası konvansiyona dayanabilir. Bir donatan, deniz hukukundaki sorumluluğun sınırlandırılması kurallarına başvurabilir. Bir üretici, ürün sorumluluğu ilkeleriyle karşılaşabilir. Bir yüklenicinin maruz kalacağı sorumluluk, eser sözleşmesine ve Türk Borçlar Kanunu'na göre şekillenebilir. Trafik kazasından doğan talepler ise zorunlu sigorta ve karayolu trafiği mevzuatı çerçevesinde işler.

Sektöre özgü kurallar bu nedenle 1472 nci veya 1481 inci madde incelemesinden sonra ayrıca ele alınmalı, bu inceleme onların yerine geçmemelidir.

Bu husus özellikle, sorumluluk rejimlerinin kısa süreler, zorunlu ihbarlar, parasal üst sınırlar ve geri alımın ekonomik değerini esaslı biçimde değiştiren yetki kuralları öngörebildiği yük ve deniz hukuku talepleri bakımından önemlidir. Bu rejimler ile geri alım davası arasındaki etkileşim, Türkiye'de deniz ve denizcilik uyuşmazlıkları rehberimizde ayrıca incelenmektedir.

7. Çok Taraflı Hasarlar Bariz Davalıyı Belirlemekten Fazlasını Gerektirir

Büyük hasarlar çoğu kez, zarara yol açan olaylara katılan ancak zorunlu olarak aynı hukuki sorumluluğu taşımayan birden çok aktörü içerir.

Bir depo yangınında malik, kiracı, bakım yüklenicisi, elektrik yüklenicisi, üretici ve güvenlik hizmeti sağlayıcısı rol almış olabilir.

Bir inşaat kusuru; tasarıma, işçiliğe, proje yönetimine, denetime ve tedarik edilen malzemeye ilişkin sorular doğurabilir.

Yük hasarı ise satıcıyı, akdi taşıyıcıyı, fiilî taşıyıcıyı, taşıma işleri komisyoncusunu, terminal işletmecisini, depoyu ve yükleme boşaltma müteahhidini ilgilendirebilir.

Geri alım dosyası, maddi vakıa incelemesinde belirlenen ilk ödeme gücü bulunan katılımcı etrafında kurulmamalıdır.

Doğru yöntem; her katılımcının hangi yükümlülük altında olduğunu, bu yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğini, ihlalin geri alınabilir zarara sebep olup olmadığını, hangi sözleşmesel korumaların uygulanacağını ve bir başka tarafın rücu veya tazmin hakkı bulunup bulunmadığını belirlemektir. Muhtemel davalılar arasında bir tasarımcı, sörveyör veya başka bir müşavir bulunduğunda talep, çoğu kez bir mesleki kusur davasıyla aynı meselelere ve bunun arkasında duran mesleki sorumluluk sigortasına dayanacaktır.

Bu, çoğu zaman teknik kök neden raporundan ayrı bir sorumluluk incelemesini gerektirir.

Bir teknik bilirkişi haklı olarak bir parçanın arızalandığı sonucuna varabilir. Bu, tek başına sorumluluğun üreticide mi, montajcıda mı, bakım yüklenicisinde mi, malikte mi yoksa işletmecide mi olduğunu ortaya koymaz.

Aynı şekilde birden çok taraf hata yapmış olabilir; ancak her hata sigortalı zararın hukuken etkili sebebi olmayabilir.

Yüksek değerli dosyalarda davalı haritası, pratik tahsil imkânını da içermelidir. Şirketlerin ödeme gücü, sorumluluk sigortası, sözleşmesel teminatlar ve mevcut malvarlığı dava stratejisini etkileyebilir; ancak hukuki sorumluluğun yerine geçemez.

Kendisinden tahsil edilmesi gerçekçi biçimde mümkün olmayan bir kuruluş aleyhine yüksek tutarlı bir ilam almanın değeri sınırlıdır. Aynı şekilde, bir başka davalının arkasında sigorta bulunması, vakıalar ve hukuk bakımından gereği gibi temellendirilemeyen bir talebi haklı kılmaz.

8. Sınır Ötesi Halefiyet Başından İtibaren Bir İcra Sorunu Olarak Ele Alınmalıdır

Uluslararası hasarlar, tamamen yurt içi bir geri alımda doğmayan sorular getirir.

Bir Türk sigortacı, birden çok yargı çevresini ilgilendiren bir taşıma sırasında hasar gören malları tazmin edebilir. Akdi taşıyıcı yurt dışında, fiilî taşıyıcı bir başka ülkede yerleşik olabilir; taşıma belgesi yabancı bir yetki kaydı içerebilir ve davalının başlıca malvarlığı bir başka ülkede bulunabilir.

Bir mal sigortacısı, Türkiye'de yurt dışında üretilmiş bir ekipmandan kaynaklanan hasarı ödeyebilir. Bir inşaat hasarı, yabancı bir tasarımcıyı, uluslararası bir yükleniciyi ve Türk alt yüklenicileri kapsayabilir.

Bu hâllerde sigorta ilişkisine Türk hukukunun uygulanıyor olması, geri alım bakımından önemli her soruyu cevaplamaz.

Vekilin; kanuni halefiyete uygulanacak hukuku, asıl sorumluluğa uygulanacak hukuku, emredici konvansiyonları, yetki veya tahkim anlaşmalarını, zamanaşımını, yurt dışında bulunan delilleri ve nihai icrayı ayrı ayrı değerlendirmesi gerekebilir. Bu unsurların birlikte yönetilmesi sınır ötesi icra çalışmasının özünü oluşturur; pratik işleyişi ise uluslararası meselelerde sınır ötesi hukuki koordinasyon ve yabancı mahkeme kararlarının ve hakem kararlarının tanınması ve tenfizi rehberlerimizde ortaya konmaktadır.

Bu değerlendirme, dava açılmadan önce yapılmalıdır.

Sigortacının ilam elde edebileceği bir yargı çevresi, ilamın ticari değer taşıyacağı yargı çevresi olmak zorunda değildir.

Davanın birden çok ülkede usulüne uygun biçimde açılabileceği hâllerde karşılaştırma yalnızca maddi hukuku değil; geçici hukuki korumayı, delil ve bilgi elde etme mekanizmalarını, usul maliyetini, süreyi ve icra edilebilir malvarlığının bulunduğu yeri de kapsamalıdır.

Aynı ilke, tahkimin zorunlu olduğu hâllerde de geçerlidir. Hakem heyeti sorumluluğu belirleyebilir; ancak malvarlığının korunması ve icra, başka yargı çevrelerindeki mahkemelere bağlı olabilir.

Nitelikli bir sınır ötesi geri alım stratejisi bu nedenle davanın muhtemel sonundan başlar: hakem kararı, mahkeme kararı veya sulh bedeli fiilen nerede ve neye karşı tahsil edilecektir?

9. Geri Alım Talebinin Sulhle Sonuçlandırılması, İbra Edilen Haklar Üzerinde Tasarruf Yetkisi Gerektirir

Sigortacının ilgili zararı tamamen tazmin ettiği ve sulhe konu talebin tamamına tartışmasız biçimde sahip olduğu hâllerde sulh, hukuken basit olabilir.

Pek çok dosya bu kadar düzenli değildir.

Teminat dışı bir muafiyet, poliçe limitini aşan bir tutar, bir başka sigortalı tüzel kişiye ait ayrı bir mal varlığı unsuru, birden çok sigorta katmanı veya tazminat kapsamı dışında kalan zararlar söz konusu olabilir. Bu koşullarda sigortacı, olaydan doğan her talebi ibra etme yetkisine sahip olmayabilir.

Sulh belgeleri, hakların gerçek sahipliğini yansıtmalıdır.

Bu husus, davalının olayın tamamını kapsayan tam ve nihai bir ibra üzerinde ısrar ettiği hâllerde özellikle önemlidir.

Sigortacı, bu ibrayı verip veremeyeceğini bilmelidir. Sigortalı ise bir sulhü kabul etmenin bakiye talebini zedeleyip zedelemeyeceğini bilmelidir. Birden çok sigortacının bulunduğu hâllerde, davalıya kesin sonuç vaat edilmeden önce her katılımcının hakları belirlenmelidir.

Paylaştırma da önem taşır.

Bir sulh bedelinin; halefiyete tabi kısımlar ile teminat dışı kısımlar, faiz, yargılama giderleri ve ayrı zarar kalemleri arasında paylaştırılması gerekebilir. Diğer sorumlulara karşı rücu veya tazmin talepleri saklı tutulmalıdır.

Bunlar birer sözleşme kaleme alma ayrıntısı değildir. Sulh imzalandıktan sonra, ilave bir geri alımın mümkün olup olmadığını belirleyebilirler.

10. Geri Alım Nihai Ödemede Değil, İlk İhbarda Değerlendirilmelidir

Klasik hasar yönetiminde geri alımı dosyanın son aşaması olarak görme eğilimi vardır.

Büyük hasarlarda bu sıralama çoğu kez fazla geç kalır.

Sigortacının, bir üçüncü kişinin sorumlu olabileceğini ve delillerin korunması gerektiğini fark etmesi için nihai teminat durumunu bilmesi gerekmez.

Erken bir geri alım incelemesi ölçülü kalabilir. Bu inceleme yalnızca muhtemel davalıların belirlenmesinden, delillerin muhafazasından, kritik sözleşmelerin gözden geçirilmesinden, zamanaşımı tarihlerinin kayda geçirilmesinden ve sigortalının veya bir başka katılımcının değerli olabilecek bir talebi ortadan kaldırmasının önlenmesinden ibaret olabilir.

Poliçe nihayetinde karşılık vermezse, bu çalışmanın bir kısmı artık önem taşımayacaktır.

Ancak sigortacı yüksek bir tazminat öderse, dosyaya henüz kimse halefiyet dosyası etiketini koymadı diye geri alım durumu hasar süreci boyunca kötüleşmemiş olacaktır.

Bu, fiziksel delil içeren veya kısa sözleşmesel ve kanuni süreler barındıran hasarlarda özellikle önemlidir.

Teminat değerlendirmesi tamamlandığında, bilirkişiler miktar üzerinde uzlaştığında ve ödeme onaylandığında, geri alım dosyasının en zor kısmı aylar öncesinde ne olduğunu yeniden kurmak olmamalıdır.

Sonuç

Türk hukukunda sigortada kanuni halefiyet ilkesi karmaşık değildir. Bu ilkenin büyük bir geri alıma uygulanması ise nadiren basittir.

1472 ve 1481 inci maddeler, ödemeden sonra sigortacının, sigortalının zarardan sorumlu olanlara karşı sahip olduğu nitelikli haklara halef olmasına imkân verir. Halefiyet ödenen tutarla sınırlıdır ve kısmi tazmin, sigortalıya bakiye talebini bırakır. TTK ayrıca sigortacıyı, geri alım bakımından önemli olan veya olabilecek hakları zedeleyen davranışlara karşı korur.

Kanunun yapmadığı şey, devredilen talebi iyileştirmektir.

Sigortacı, poliçe karşılık vermeden önce mevcut olan hukuki ilişkiyle ilgilenmeye devam eder: sorumluluk, illiyet bağı, riskin sözleşmesel dağılımı, zamanaşımı, yetki, deliller ve davalının ileri sürebileceği savunmalar.

En etkili geri alım çalışmasının ödemeden sonra değil önce başlama eğiliminde olmasının sebebi budur.

Bir sigortacı bakımından soru, yalnızca bir üçüncü kişinin olaydan sorumlu görünüp görünmediği değildir. Soru; sigortalının o tarafa karşı icra edilebilir bir talebe sahip olup olmadığı, bu talebin korunup korunmadığı, hangi kısmının sigortacıya geçtiği ve talebin takip edilmesinin ticari açıdan makul bir tahsil yolu sunup sunmadığıdır.

Zararın büyük veya sınır ötesi olduğu hâllerde bu meseleler, hasar stratejisinin bir parçası olarak incelenmeyi hak eder.

Terziolu & Partners Nasıl Yardımcı Olabilir

Terziolu & Partners; sigortacılara, sigortalı işletmelere ve ticari taraflara Türkiye'yi ilgilendiren sigortada kanuni halefiyet, rücu ve geri alım meselelerinde danışmanlık vermektedir.

Büromuzun çalışmaları; büyük mal ve yangın hasarlarını, yük ve taşıma geri alımlarını, inşaat ve mühendislik taleplerini, sorumluluk ve mesleki risk dosyalarını, sözleşmesel tazmin taahhütlerini, birden çok sorumlunun bulunduğu davaları, zamanaşımı ve yetki incelemelerini, sulh stratejisini ve sınır ötesi geri alımı kapsamaktadır.

Bir dosya Türkiye'nin ötesine uzandığında, Türk sigorta ve sorumluluk hukuku bakımından ortaya çıkan durum; davalıların veya malvarlığının bulunduğu yargı çevrelerindeki yabancı davalar, tahkim ve icra ile koordine edilebilir. Bu çalışmayı İstanbul ofisimiz yürütmekte, davalının ya da malvarlığının başka bir yargı çevresinde bulunduğu hâllerde yabancı müşavirlerle birlikte hareket edilmektedir. Büyük bir hasar bir geri alıma yol açabilecekse, deliller ve zamanaşımı durumu hâlâ korunabilecekken bizimle görüşün.

Seçilmiş Kaynaklar ve İleri Okuma

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle 1448, 1472 ve 1481 inci maddeler. Resmî metin, 14 Şubat 2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Adalet Bakanlığı resmî mevzuat metinleri.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 22 Mart 1944, E. 1939/37, K. 1944/9. Sigortacının halefiyete dayalı davasının sigorta poliçesinden değil sigortalının asıl talebinden kaynaklandığı yönündeki temel içtihat olup, yargılamanın niteliği ve görevli mahkeme bakımından sonuçlar doğurmaktadır.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 17 Ocak 1972, E. 1970/2, K. 1972/1. Türk sigorta hukuku literatüründe kanuni halefiyet ve asıl talebin zamanaşımı rejiminin etkisi bağlamında sıkça anılmaktadır.
  • Sinan Sarıkaya, "Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 31, Sayı 1 (2025).
  • Yusuf Tekin, "Sigortacının Halefiyeti ve Alacağın Temliki Hâlinde Görevli Mahkemenin Belirlenmesi", İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2 (2026), s. 310–328.
  • Ecehan Yeşilova Aras, "Kredi (Ticari Alacak) Sigortasında Sigortacının Kanuni Halefiyeti İçin TTK m. 1472 Hükmü Elverişli midir?", İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 71 (2013).

Bu yayın yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki mütalaa niteliğinde değildir. Sigortada kanuni halefiyet ve geri alım; ilgili poliçeye, asıl sorumluluğun hukuki dayanağı ile kapsamına, ödemenin niteliğine, riskin sözleşmesel dağılımına, zamanaşımına, delillere, yetkiye ve uygulanabilecek özel mevzuat ya da uluslararası konvansiyonlara bağlıdır. Herhangi bir işlem yapılmadan veya yapılmaktan kaçınılmadan önce somut olaya ilişkin hukuki görüş alınmalıdır.

İlgili Yazılar